Kod'a girmiş mükelleflerle ilgili hukuki durum

Dünya gazetesinin 24.11.2009 tarihli sayısında yayınlanan Sn. Ercan ÇELİK'in yazısı:

Alt firmalarında olumsuz tespit (Kod'a girmiş) bulunan mükelleflerle ilgili çalışmalar ve konunun hukuki durumu

Son günlerde vergi daireleri tarafından bazı mükelleflere gönderilen yazılarda; geçmiş yıllarda mal aldıkları firmalar hakkında olumsuz tespit (Kod'a girmiş firma) bulunduğu belirtilerek 84 seri nolu KDV Genel Tebliği uyarınca düzeltme beyannamesi verilmesi ya da açıklama yapılması istenmektedir. İstenen hususları yapmayanların koda alınabileceği ya da vergi incelemesine sevk edileceği ikaz edilmektedir.

Gerek 84 nolu KDV Tebliği ve gerekse Vergi Usul Kanunu'nun müteselsil sorumlulukla ilgili hükümleri açısından konunun değerlendirilmesi halinde, gönderilen yazıların tamamen hukuka aykırı olduğu ve mükelleflerin ölümü gösterip sıtmaya razı edildiği bir uygulamaya dönüşmektedir.

KDV iadesi talebi olan ve olmayan mükellefler ile 84 seri nolu KDV Genel Tebliği'nin bağlantısı:

Vergi dairesi yazıları, ihracat istisnası işlemleri olsun ya da olmasın bütün mükelleflere gönderilmektedir. Oysa Kod yazılarının hukuki temelini oluşturan 84 nolu KDV Tebliği' nin KDV iade talebi olmayan, istemeyen ve teslimleri tamamen yurtiçi olan firmalarla hiç bir bağlantısı bulunmamaktadır.

84 nolu KDV Genel Tebliği'nin başlangıcındaki "Kapsam ve Dayanak" paragrafında; bu tebliğin, KDV Kanunu'nun 11'inci maddesinin a, b ve c bendinde belirlenen ihracat ve ihracat sayılan işlemlerden doğan katma değer vergisi iadesi taleplerinin değerlendirilmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin esasları düzenlediği açıkça belirtilmiş ve bu işlemler de tek tek sayılmıştır.

Yine aynı bölümde; "ihracat istisnası ve ihraç kaydıyla teslimlerden doğan iadeler kural olarak bu tebliğin "I. Genel Esaslar", sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (SMİYB) düzenleme veya kullanma fiili ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi bulunan mükelleflerin iade talepleri ise tebliğin "II. Özel Esaslar" bölümündeki açıklamalara göre yerine getirilir." denmiştir.

Tebliğin "III- Müteselsil Sorumluluk" başlıklı bölümü ise; KDV iadesi talebinin olmadığı genel vergi sorumluluğu ile ilgilidir. Bölümün ilk paragraflarında; "Müteselsil sorumluluk müessesesi ile katma değer vergisi iadelerinin doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır." denilerek akabinde; "Ancak müteselsil sorumluluk kapsamında hakkında vergi takibatı yapılan mükelleflerin, diğer alacaklarında olduğu gibi vergi dairesinden olan katma değer vergisi iade alacaklarında da bu husus göz önüne alınarak işlem yapılacağı tabiidir." denilmektedir.

Maliye Bakanlığı'nın oluşturduğu ve kısaca "Kod" adı verdiği olumsuzlukların oluşturulma nedeni ve uygulaması bugüne kadar tamamen KDV iadesi alanla mükelleflerle ilgili olarak uygulanmıştır.

KDV iadesi talep eden bir mükellefin kendisi veya alt firmaları hakkında olumsuz tespit bulunması durumunda mükellef, adı geçen tebliğin "II- Özel Esaslar" bölümündeki hükümlere tabi olacaktır. Bu uygulama kendi içinde oldukça mantıklı ve gerçekçidir. KDV iadesinin haksız iadesine sebebiyet vermemek için olumsuzluğun izale edilmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir. Alt firmalardaki olumsuz durumla iade talep eden mükellefin hiçbir ilgisi de olmayabilir. Yani iade talep eden mükellefe ait mal ve hizmet hareketi ile olumsuzluk arasında bir "illiyet bağı" aranmamaktadır. Bu tamamen, KDV iadesinin kendi iç mantığı içinde düzenlenmiş bir vergi güvenlik müessesesidir.

Ancak, hiçbir KDV iadesi talebi olmayan bir mükellefin alt firmalarında olumsuz tespit ya da "Kod" a girmiş firma bulunduğu gerekçesiyle 84 nolu tebliğin II- Özel Esaslar bölümünde belirlenen esaslara göre açıklamaya davet edilmesi ya da düzeltme yapması istenmesi ise tamamen bahsi geçen tebliğe ve VUK'nun 11'inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

Yukarıda açıklandığı üzere, hiçbir KDV iade talebi bulunmayan bir mükellefin, ister "Kod" girsin, isterse girmesin alt firmalarından dolayı vergi sorumluluğuna (KDV dâhil) tabi tutulabilmesi için 84 nolu tebliğin "III- Müteselsil Sorumluluk" başlıklı bölümünde belirlenen şartların yerine gelmesi ve bu bölümdeki hukuki prosedürlere tabi olması gerekir.

VUK'nun 11'inci maddesinde düzenlenmiş ve "genel vergi sorumluluğu" olarak adlandıracağımız bu müteselsil sorumluluk uygulamasına zaten 84 nolu tebliğin III. bölümünde de atıf yapılmıştır. VUK'nun 11. maddesinde; "Mal alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden, alım-satıma taraf olanlar, hizmetten yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlar müteselsilen sorumludurlar." denilmektedir.

Maddeden görüleceği üzere; genel müteselsil sorumluluk için birinci şart; alım-satım muamelesi sırasında kesilmesi gereken verginin kesilmemesi ya da kesildiği halde Vergi Dairesi' ne yatırılmamasıdır. Burada bahsi geçen ve vergi dairesine yatırılmayan vergi, tamamen alım-satıma taraf olanlar arasındaki vergidir ki, tebliğ de; "İşlem bedeli üzerinden hesaplanan vergi ile sınırlı olmak üzere, Hazine'ye intikal etmeyen vergiden aşağıda, (bu tebliğin III/2.) bölümünde, belirtilen usul ve esaslara göre satıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur." denilmiştir.

Ancak; KDV iadesi talebi bulunmayan alıcı, ödemelerini banka havalesi veya çekle yapmış olması halinde kendisiyle ilgili alım-satım muamelesine ait verginin Hazine'ye intikal etmemesinden satıcı ile birlikte müteselsil sorumluluk uygulamasına muhatap olmayacaktır (alıcı ile satıcı arasındaki muvazaalı ilişkiler ve tebliğ de belirtilen ortaklık halleri hariç)

Bir verginin (bu KDV'de olabilir) Hazine'ye intikal etmemesi durumu tamamen Maliye İdaresi'nce tespit edilebilecek bir husustur. Yani böyle bir tespitin İdarece yapılması ilk ve temel şarttır. Halbuki, alt mükellefler hakkında olumsuz tespit olması (Kod'da bulunması) alım-satım muamelesine ait verginin Hazine'ye intikal etmediğine dair bir tespit değildir. Zaten bir mükellefin Kod'a girmesi de mutlaka bir verginin kayba uğradığı anlamına gelmemektedir.

Sonuç:

KDV iadesi talebi olmayan mükelleflerden 84 seri nolu tebliğe göre açıklamaya davet edilmesi de hukuki değildir. Eğer mükellef KDV iadesi alan birisi ise, bu açıklamanın 84 nolu tebliğin III- özel bölümlerine göre istenmesi ise normaldir. Alt firmalarındaki olumsuzluklar nedeniyle izahat ve belge vermiş olan ve KDV iadesi alan mükelleflerin aynı yazıya muhatap olması ayrı bir eziyet olmaktadır.

KDV iadesi almayan bir mükelleften açıklama istenmesi ise tamamen gereksiz ve gayri hukukidir. KDV iadesi almayan bir mükellefe ancak, alttaki "Kod" girmiş firmanın, kendisi ile yapılan alışverişe ait vergiyi Hazine'ye intikal ettirmediğine dair bir tespitin bulunduğu belirtilerek açıklama yapmaya davet edilmesi gerekir. KDV iade talebi olmayan bir mükellefe, alt firması ile olan alışverişe ait verginin Hazine'ye intikal etmediğine dair bir tespit olmaksızın açıklamaya davet edilmesi, bu mükellefin KDV iadesi alan bir mükellef gibi telakki edilmesi anlamına gelir ki bu tamamen hukuki bir yanlışlıktır.

 

Yazar: Ercan Çelik

 

Kaynak:

Dünya Gazetesi

İstanbul Ofis : Küçük Çamlıca Mh. Üçpınarlar Cd. Filiz Sk. No: 1 Kat: 3 Üsküdar / İSTANBUL Tel : 0216 326 2489 Fax : 0216 545 5803
Konya Ofis : Ferhuniye Mah. Ulaşbaba Cad. Aras İş Merkezi No:15/5 Selçuklu / KONYA Tel : 0332 241 3500 Fax : 0332 241 5522
www.cabitas.com | www.minenedir.com | cabitas@cabitas.com